GEZİYORUM

3 Günlük Rüya Tatili : Kapadokya 1. Bölüm

22/06/2016

Seneler önce gitmiştim Kapadokya ‘ya… Sanırım 10 sene oluyordur. O yıllarda fotoğraf makinem bile yoktu fakat hafızamda dolu şey var oraya dair. Gittiğimde 39 derece ateşlerde yanarken; hatırlayamadığım için bu yaşımda tekrar oralarda olabilmek, gerçekten yazının başlığında olduğu gibi; rüyaydı benim için… Bugün size bu rüyam yazmak istedim. Umarım beğenir ve oraya gidersiniz. Giderseniz; haber verin 🙂 Simdiden keyifli okumalar…

Kapadokya’ ya gidiş maceramız yok. Bir macera yok çünkü. Her yerde olduğu gibi kalabalık ortamların arasında tek başıma takıldığım için bir maceraya şahit olamadım ya da eşlik edemedim. Ama tatil boyunca balona binmek benim için harika ötesi bir maceraydı, onu da bir sonraki yazımda sizlerle paylaşacağım.

Turlarından ilk kurallarından biridir gittikleri ülke ya da şehirlerde panoramik gezintiler yapmak. Biz de turun panoramik şehir manzaralarına Selime Katedrali ile başladık. Bu katedral; gezimizde göreceğimiz ilk peri bacaları olacaktı. Otobüsten indiğim an muhteşem bir manzara beni karşıladı.

kapadokya_ peri_ bacalari

Hristiyanlar tarafından yaklaşık 1700 yıl önce yapılmış Selime Katedrali. İlk yükseke sesli ayinin yapıldığı yer olarak kayda alınmış ve en büyük kale manastırı olarak anılıyor. Tüm turlar ilk buradan başlıyorlar gezmeye ve katedral, uzun zamandır turistlerin akınına uğrayan bir yer. Milattan sonra 66 yılında Roma baskılarına maruz kalan ilk Hristiyanlar, Anadolu’nun çeşitli yerlerine kaçmış. Kapadokya’ya gelen ilk Hristiyanlar da, ibadetlerini gizli yerine getirmek için Selime Katedrali’nde devasa bir manastır inşa etmiş. Bu katedrali yapan Hristiyanlar; şapeller, kiliseler ve çok amaçlı kaya oyma mekanları da yine bu katedral içinde oluşturmuşlar.

kapadokya_selime_katedrali

Selime Katedrali’ni gezdikten sonra panoramik şehir turumuza devam ediyoruz. 2. durağımız meşhur Ihlara Vadisi oluyor. Toplam 365 merdivene sahip olan bu vadi, inerken kolay ama çıkarken pek tercih edilmeyen yerlerden biri 🙂 Ama sakın endişelenmeyin. Gidip görülebilecek nadir yerlerden olduğu için muhakkak ziyaret edin burayı, çıkarken dinlenerek çıkarsınız, hepsi bu. Burası 14 km olduğundan Türkiye’nin en uzun kanyonlarından biri olarak adlandırılıyor aynı zamanda. Vadinin yanı sıra bünyesinde bulundurduğu oyma kiliselerle de çok meşhur. Melendiz Çayı‘nın o harika görüntüsü de buranın bonusu görevinde! Biz çayın etrafında yürüyüş yapıp kiliseleri gezdik ve çok etkilendik.

ihlara_vadisi

ihlara_vadisi

Ihlara Vadisi’nden sonraki durağımız yanardağ ağzı olan ve jeotermal suya sahip Narlıgöl oldu. Gölün büyüklüğü 2500 metrekare, derinliği ise 70 metreymiş. Bölgeye gelen profesyonel ve amator fotorafçılarının ilgi odağında bu göl. Tipik bir krater gölü olan gölün çevresinde peri bacaları da bulunuyor. Deniz seviyesinden 1365 metre yükseklikte yer alan gölün etrafında aynı zamanda kaplıca otelleri de mevcut.

narligol

Sonraki durağımız bölgedeki 104 farklı yer altı şehrinden biri olan Kaymaklı Yer altı şehri oluyor. İçerde fotoğraf çekmek sürekli eğildiğim için zor oldu ama oradaki tünelleri gezmek ve rehberimizin anlattıklarını dinlemek çok güzeldi. Bu yer altı şehirlerinde eskiye dair o kadar güzel anılar var ki… Hayvanların bağlandıkları yer, mutfakları, depoları, dar tüneller, cephanelikler ve dahası… Şehir toplam 40 metre derinlikte ve 8 kattan oluşuyor. Tam olarak hangi dönemde yapıldığı bilinmiyor fakat çok eski oldukları kesin. Hristiyanların Arap akınlarına karşı kendilerini korumak için buraları oyduklarını söylüyor rehberimiz… O anlattıkça ben duvarlara dokunuyorum, o anları yaşamaya çalışıyorum; büyülendikçe büyüleniyorum.

Yer altı şehirlerinden sonra durağımız peribacalarının bulunduğu Paşabağ Vadisi oluyor. Burası, peribacalarının gelişiminin izlenebileceği en iyi yerlerden biriymiş. Peri bacalarının arasında yürüyüşler de yapılabildiği için çok fazla tercih ediliyormuş turlar tarafından. Paşabağ’a girmek için herhangi bir ücret alınmıyor. Paşabağ’ın bir diğer adı Rahipler Vadisi olarak tanımlanıyor. Sebebi ise çok eskiden keşişler buraya gelir ve çevreden kendilerini korumak için inzivaya çekilirlermiş. Bu sebeptendir ki burası inzivaya çekilme köşesi olarak adlandırılırmış. Rahipler de bildiğimiz gibi elini ayağını çektiklerinden buraya Rahipler Vadisi de denilmekte imiş.

pasabag_vadisi

pasabag_vadisi

Ne kadar da görkemli görünüyorlar değil mi? Ben de o keşişlerin yerinde olsam sakinleşmek ve inzivaya çekilmek için başka yer seçmezdim gibi geliyor. Bir film izlemiştim adını hatırlamıyorum, bir gezgin ruhlu adam, böyle sakin bir yerde yaşayıp, kitap yazıyordu. Üretken olabilmek için her zaman çok yoğun gezmek ya da çok yoğun yaşamak doğru olamayabiliyor. Bazen keşişler  gibi böylesine sakin bir yerde otursanız, belki de birçok kitap yazacak, kendimizi dinleyecek ve herşey şimdikinden daha hoş olacak.

Olamaz mı? Olabilir..

Paşabağ Vadisi’nden sonraki durağımız Dervent Vadisi oluyor. Rehberimizden öğrendiğim kadarıyla burası aynı zamanda Hayal Vadisi olarak da anılmaktaymış. Buradaki peri bacalarını herşeye benzetebilirmiş insan, köpeğe, kuşa, uçağa… Bu yüzden insanın hayal gücüne bırakıldığı için Hayal Vadisi ismini almış bu mekan. Burası aynı zamanda Develi Vadi olarak da anılıyormuş. Bunun sebebi ise İpek yolunda ticaret yapan kafileye ait bir deve varmış o zamanlar. Sahibi birgün yola çıkacakken devesini aramış fakat saatlerce bulamamış. Bulamayınca adam “Ah be deve taş olasın. Taş olasın ki göreyim seni bulayım.” O anda rivayete göre deve bu vadide taş oluyor ve deve heykeli şeklindeki peri bacası o günden beri burada duruyor. Bu anlamlı hikayesi sebebiyle de Türk ve yabancı turistlerin ilgi odağı olmuş durumda. Diyorum ya; burası hayal vadisi; burada kuş da var, deve de, kervan da yürür, uçak da uçar…

develi_vadi_hayal_vadisi

Son durağımız ise Üç Güzeller olarak adlandırılan peribacaları oluyor. Son durağımız dediysem; bu yazı için son durağımız. Kapadokya yazımı 2’ye bölmek istedim. Bir sonraki de çok dolu dolu olacak, hatta oradaki minik macerama bile şahit olacaksınız 🙂 Gelelim Üç Güzeller’in hikayesine…

Kapadokya’da bir kral, bir de prenses yaşamaktaymış. Prenses bir çobana aşık olmuş ve ikisi evlenmeye karar vermişler. Ancak prensesin ve çobanın evlenmesinde prensesin babası yani kralın izni bulunmamaktaymış.. Ama gizlice evlenmişler hatta bir cocukları da olmuş. Prenses, babası torununu görürse belki yumuşar ümidiyle ziyarete gitmiş, fakat acımasız kral  üçünün de yakalanıp öldürülmesini emretmiş askerlerine. Kaçmaları imkansız olan prenses dua etmiş o anda: “Allahım, bir mucizeni göster, bizi bu eziyetten kurtar…” diye… O gün prensesin sesini Allah duymuş ve üçünü de taşa çevirmiş. Ve bugün Üç Güzeller diye anılan bu yapıt prensesi, çobanı ve prensesin kucağındaki bebeğini ifade etmektedir.

uc_guzeller_kapadokya

Umarım yazımın ilk bölümünü beğenmişsinizdir. İkinci bölüm en kısa zamanda sizlerle olacak.

Sevgiler

You Might Also Like

2 Comments

  • Reply Birgül 23/06/2016 at 10:03 AM

    Şahane anlatım. Sağlıkla bol gezmeler dilerim canım.

  • Reply 3 Günlük Rüya Tatili : Kapadokya 2. Bölüm - Fulya Küçükaksoy 24/06/2016 at 2:18 PM

    […] Kapadokya gezime ait ilk bölümü sizlerle paylaşmıştım. Okumadıysanız bu linkten–> Kapadokya 1. Bölüm okuyabilirsiniz. Bu yazımda da sizlere diğer günlerde Kapadokya’da neler yaptığımı ve […]

  • Leave a Reply